Gebelik Öncesi Dönem Ve Gebelik Takipleriniz

İnsanın hayatında verdiği en önemli kararlardan birisi de çocuk sahibi olmak istemesidir. Hayatının herhangi bir döneminde çocuk sahibi olmayı istemeyen kadın yok gibidir. Ancak bu güç karar verildiğinde gebe kalmadan önce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hazır olmak gerekir.

Günümüzden yaklaşık 100 yıl öncesine kadar doğum ile ilgilenen doktor ve ebeler sadece doğum olayı ile ilgilenirler gebeliğe ve gebelikte takibe çok fazla önem vermezlerdi. Tıp bilmindeki gelişmelere paralel olarak gebelik ve fetal gelişimdeki pekçok faktörün anlaşılması buna bağlı olarak görülen anne ve bebek ölümlerinin azalmasında ve sağlıklı toplumların oluşmasında son derece önemli bir rol oynamaktadır. Bu olayda tıp alanındaki ilerlemeler kadar iletişimdeki gelişmelerin etkisi ile anne ve baba adaylarının bilinçlenmesinin ve günümüzde takip talep etmelerinin de rolü son derece önemlidir.

İlk doktor ziyaretini hamile kaldıktan sonra yapmak her zaman yeterli olmayabilir. Sağlıklı bir hamileliknemi geçirmek, sağlıklı ve rahat bir doğum yapmak ve sağlıklı bir bebeğe sahip olmak için hamile kalmaya karar verdiğinizde doktorunuzla görüşmeniz önemlidir.Doktorunuz hem sizin hemde dünyaya getirmeyi planladığınız bebeğinizin zarar görmesini engellemek için bazı muayene ve tetkikler yapacak size sağlklı bir hamileliknemi için önerilerde bulunacaktır.

Gebelik Öncesi Danışmanlık

Gebeliğin başarı ile sonlanmasında gebelik öncesi alınan bazı önlemler ve tedaviler etkili olabilmektedir. Örneğin şeker hastalığı olan bir kadında gebelikten önce kan şeker düzeylerinin kontrol altına alınması anomalili bebek doğurma riskini en aza indirecektir.Benzer şekilde gebelik üzerinde etkili olabilecek tüm hastalıklar ya da sosyal davranışlar kontrol edilmelidir.

Kişideki bazı durumlar gebeliği olumsuz yönde etkileyebileceği gibi, gebeliğin kadını olumsuz yönde etkileyebileceği bazı hastalıklar da mevcuttur. Örneğin konjenital ya da sonradan edinilmiş kalp hastalıkları, akciğer damarlarındaki yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı ya da bazı konjenital anomaliler(sakatlıklar) kadın gebe kaldığında hayatını tehdit edebilecek komplikasyonlara yol açabilir.

Yine daha önceki dönemlerde düşük ya da ölü doğum ile sonuçlanmış başarısız gebelik tecrübesi yaşayan kadınlar gebelik öncesi danışmanlıktan fayda görebilirler.

Anne yaşı, madde ya da ilaç bağımlılığı, viral enfeksiyolar gibi faktörlerde söz konusu ise gebelik öncesi danışmanlık ayrıca önem kazanır.

Gebelik öncesi muayene

Anne olmaya karar verildiğinde ilk yapılması gereken gebeliği takip etmesi istenilen hekim ile temasa geçmek, randevu almak ve muayeneye gitmektir. Gebelik öncesi muayenenin birtakım amaçları vardır. Sağlık durumu ile iligili amaçların dışında sizin hamileliğinizi takip etmesini ve doğumunuzda eşlik etmesini arzu ettiğiniz hekiminizi tanımanız ve pozitif diyalog kurmanız açısından da bu ilk ziyaret son derece önemlidir. Doktorunuzla kuracağınız diyalog hamilelik takiplerinin önemli bir detayıdır.

Doktorunuz “ben bebek sahibi olmak istiyorum” diye başvurduğunuzda sizin genel sağlık durumunuz ile ilgili ana hatları çıkartmaya çalışacak ve olası problemleri saptayarak bunları tedavi edecektir.

Muayenenin ilk aşaması görüşmedir. Bu görüşmede doktorunuz ilk önce sizi tanımaya çalışacaktır. Yaşınız, mesleğiniz, kaçıncı evliliğiniz olduğu gibi sizin için önemsiz görünebilecek bazı bilgiler doktorunuza önemli ipuçları verebilir. Bunlardan mesleğiniz özellikle önemlidir. Meslek ile ilgili faktörler genel sağlık durumu dışında hamilelikte de zararlı olabilmektedir.

Doktorunuz daha sonra kalp hastalığı, diabet, karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı gibi kronik sistemik hastalığınız olup olmadığını sorgular. Bu hastalıkların varlığı hamileliğin size zarar vermesine neden olabileceği gibi bebeğinizin sağlıklı gelişimine engel olabilmesi açısından da önemlidir. Sistemik hastalıklar gözden geçirildikten sonra sıra daha spesifik olan jinekolojik hastalıklara gelir. Myom, yumurtalık kisti, endometriozis gibi hamileliğe engel olabilecek durumların varlığına yönelik ipuçları aranır ya da daha önceden bu tür durumların varlığı tespit edilmiş ise uygulanan tedaviler ve sonuçları ile ilgili bilgi edinilir. Bazı jinekolojik hastalıklar ve enfeksiyonlar hamile kalmada güçlüğe ya da hamile kalındığında düşüklere neden olabildiğinden jinekolojik öykü son derece önemlidir.

Obstetrik öykü olarak adlandırılan ve daha önceden yaşamış olduğunuz hamilelikler ile bunların sonuçları ile ilgili bilgiler de önemli ipuçları verebilir. Eğer daha önce doğum yaptıysanız bebeklerin doğum haftaları, doğum kiloları, doğum şekli, eylem ve doğum sırasında yaşanan özellikler değerlendirilir. Eğer daha önceden tekrarlayan düşükler, sakat ya da ölü doğumlar varsa doktorunuz yeniden hamile kalmanıza izin vermeden önce bunların nedenlerini araştırmak ve gerekiyorsa tedavi etmek isteyecektir.

Bu ilk görüşmede hem anne hem de baba adayının aile geçmişleri sorgulanır, soylarında genetik geçiş gösteren herhangi bir anomali ya da hastalığın olup olmadığı araştırılır. Bu tür bir problem varlığında doktorunuz gebelik öncesi genetik danışmanlık isteyebilir.

Görüşmenin bir başka amacı da anne-baba adayının yaşam ve beslenme alışkanlıklarının ortaya çıkarılmasıdır. Bu alışkanlıklar hamileliğe ve bebeğe zarar verebileceği için mutlaka sorgulanmalıdır.

Düzenli ya da düzensiz kullanılan ilaçlar hekim ile tartışılmalı, bunların gebeliğe ve bebeğe olan etkileri sorgulanmalıdır. Öte yandan alerji varlığı ve hangi maddelere karşı allerjik olunduğu da önemlidir.

Muayene

Öykü alındıktan ve kişinin genel sağlık durumu ile ilgili detaylı bilgi edinildikten sonra sıra muayeneye gelir. Bu jinekolojik muayenede standart muayeneden farklı bir işlem yapılmaz.

Muayenede vajinal ve pelvik enfeksiyonlar araştırılır. Transvajinal ultrasonografi(alttan ultrason) ile rahim ve yumurtalıkların durumu değerlendirilir. Myom, kist, endometrioma varlığı araştırılır.Rutin bilinenin aksine alttan ultrasonun gebeliğe bir zararı yoktur,çünkü bu ultrason vajinadan yapılır rahim ağzı yada rahime teması yoktur. Eğer bir zararı olsa idi tüm gebelerde cinsel ilişki yasak olmalıydı,oysa gebeliğin son 3 haftasına dek ilişkide bir sakınca yoktur.

Eğer daha önceden yapılmadıysa ya da yapılmış olsa bile üzerinden 1 yıldan fazla zaman geçmiş ise mutlaka smear testi yapılmalıdır.

Muayenenin son aşaması boy,kilo ve tansiyon tespitinin yapılmasıdır.

Laboratuvar incelemeleri:

Öykü ve muayeneden sonra sıra bunlarla saptanamayan faktörlerin incelenmesi gerekir. Bu inceleme laboratuvar yardımıyla yapılır. Bilinenen herhangi bir hastalığı olmayan kişlerde rutin testler istenir. Rutin testler şunlardır:

Tam kan sayımı
Tam idrar tetkiki
Anne ve babanın kan grupları
Toksoplazma ile ilgili testler
Rubella (kızamıkçık) ile ilgili testler
Hepatit B ile ilgili testler

Açlık kan şekeri (AKŞ) bakılması son zamanlarda önerilmemektedir çünkü AKŞ sadece var olan aşikar diabeti gösterir. Bunun yerine 50 gram glukoz ile yapılan tarama testi (gebeliğin 24-28. haftalarında yapılır)daha önemli bilgiler verebilir. 140MG/D L VE ÜZERİNDE DEĞERLER 100 GR ogtt ENDİKASYONUNU DOĞURUR.
Bunlar dışında belirli bir yakınma ya da bulgu varsa buna yönelik incelemeler yapılır. Örneğin adet düzensizliği varlığında tiroid ve prolaktin hormonları da dahil olamak üzere detaylı hormon incelemesi gerekli olabilir. Jinekolojik hastalık dışında bir patoloji saptandığında doktorunuz ilgili branştan konsülatasyon isteyecektir.

Öneriler

Tüm incelemeler yapıldıktan ve hamile kalmaya engel bir durum olmadığı gösterildikten ya da var olan patolojiler tedavi edildikten sonra sıra önerilere gelir.

Yapılan tetkiklerde rubellaya karşı bağışık olmadığınız saptanırsa aşı olmanız gerekir. Ancak bu aşı canlı virüslerden yapıldığı için aşı sonrası 3 ay süreyle hamile kalmamanız ve bu sürenin sonunda bağışılık gelişip gelişmediğini kontrol ettirmeniz gereklidir.

Eğer diabet (şeker hastalığı) saptanmış ise kan şeker düzeyinizin mutlaka normal düzeyde tutulması gerekir Yapılan araştırmalar kan şekeri yüksekliğinin hamilelik üzerinde olan olumsuz etkilerinin döllenme olmadan çok daha önce başladığını ortaya koymuştur.

Gebelik ve anne olma heyecanı sağlıklı bir yaşam için mükemmel bir motivasyon aracıdır. Bu kararı veren pekçok kadın alışkanlıklarını kendi isteği ile değiştirmekte, pek çoğunun eşi de ona detek olmak maksadıyla ona uymaktadır. Sonuç daha sağlıklı bireyler ve aile olarak karşımıza çıkmaktadır.

Gebelik sonrası takip

Üreme çağında ve düzeli adet gören kadınlarda aniden adet kesilmesi saptandığında ilk şüphelenilmesi gereken durum gebeliktir. Bu nedenle prenatal bakımın ilk aşaması gebeliğin tespitidir. %8 oranında son adet tarihinden itibaren 40. gün civarında hafif bir kanama olabilir. Bu gebelik ürününün rahime yerleştiği döneme (implantasyon) denk gelen bir kanamadır. Adet gecikmesi olduğunda ve bu gecikme 10 günü geçtiğinde idrar ya da kanla yapılan tahliler yardımı ile mutlaka gebelik olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu tür testler sadece herhangi bir gebeliğin var olup olmadığını gösterirler. Eğer gebelik testi pozitif ise yapılması gereken ilk işlem bir ultrasonografi ile gebeliğin normal olup olmadığının saptanmasıdır. Test pozitif olduğu halde gebelik ürünü gelişmemiş olabilir (blighted ovum, boş gebelik), veya bir dış gebelik söz konusu olabilir Benzer şekilde de halk arasında üzüm gebeliği denilen mol gebelikte ya da embryonun hayatını yitirdiği missed abortus denen durumlarda da hiçbir belirti olmaksızın sadece gebelik testi pozitif olabilir. Böyle durumlar anne hayatını tehtit eden sonuçlar doğurabilirler. Bebek öldüğü halde plasenta bir süre daha hormon salgılanmaya devam edeceğinden gebelik testleri uzunca bir süre daha pozitif sonuç verebilir. Ama bu sağlıklı bir gebelik olduğunu göstermez.

Gebeliğin saptanıp, rahim içerisinde canlı normal bir gebeliğin varlığı ultrason ile tespit edildikten sonraki ilkama bu gebeliğin yaşını hesaplamaktır. Gebelik yaşı hesaplanırken gebe kalındığı düşünülen gün değil son adet kanamasının başladığı ilk gün gebeliğinde başlangıcı olarak kabul edilir (son adet tarihi=”SAT”).

Sigara:

Sigarayı bırakmak için anne olmayı istemekten daha iyi bir sebep olamaz. Sigara kadında yumurta, erkekte sperm sayı ve kalitesini azalttığından gebe kalmada güçlüğe neden olabilir. Sigara içen gebelerin bebekleri düşük doğum ağırlıklı olabilmekte,ani bebek ölümleri görülebilmekte, çocugun eşi normalden aşağıda yerleşebilmekte ve bu kadınlarda düşük ya da erken doğum daha sık görülmektedir. Yeni yayınlanan bir çalışmada gebelikleri boyunca sigara kullanan kadınlardan doğan erkek çocukların ileriki yaşamlarında suç ve şiddete olan eğilimlerinin artmış olarak bulunması ilginçtir.

Alkol:

Benzer şekilde alkol de gebe kalma şansını bir miktar azaltır. Anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde uzun dönemde zeka gerilikleri, öğrenme bozuklukları, davranış bozuklukları görülebilir. Yine yapılan bir çalışmada haftada 1-5 kez alkol kullanan kadınların hiç kullanmayanlara göre daha zor gebe kaldıkları saptanmıştır. Alkol erkekde de sperm sayısı ve kalitesini azaltır.

Stres:

İsrail’de yapılan bir araştırmada infertilite tedavisi gören kadınlarda stres gidermek maksadı ile meditasyon yapanlarda gebeliklerin daha kolay elde edildiği sonucuna varılmıştır. En sağlıklı ve kolay stres giderici egzersizdir.

Beslenme:

Gebelikte olduğu gibi gebe kalmaya karar verildiğinde de beslenme son derece önemlidir. Suni tatlandırıcılar, kafein gibi pekçok maddenin kullanımı azaltılmalıdır. Kilo fazlalığı varsa bunları vermek için en iyinem gebelik öncesidir. Çünkü gebelikte diet önerilmez. Yaygın kanının aksine beslenme bozukluğu olmayan kişilerde hamile kalmadan önce vitamin takviyesi gerekmez. Bu durumun istisnası folik asittir.

Hamile kalmadan önce B grubu vitaminlerden biri olan folik asit takviyesi faydalı olmaktadır. Günde alınan 400-800 mikrogram folik asit bebekdeki merkezi sinir sistemi anomalilerini %50′ye yakın oranda azaltır. Buna karşın folik asidin düşük olasılığını da arttırdığına dair az sayıda araştırma da mevcuttur. Amerikanda ve İlaç Dairesi üreme çağındaki her kadının hergün folik asit almasını önermektedir.

Önemli noktalar

Gebe kalınıp kalınamayacağı önceden bilinemez. Hiçbir hekim ya da kişi, hiçbir kimseye çocuğun olur ya da olmaz diye garanti veremez. Tabii ki bunun istisnaları vardır. Rahimi ya da testisleri olmayan bireylerden oluşan çiftlerde doğal olarak gebelik olmaz. Ancak anatomik olarak hiçbir problem olmasa bile %15 vakada açıklanamayan kısırlık olduğu unutulmamalıdır.

Gebe kalmaya karar verildiğinde doğal olarak ilk yapılacak şey korunmayı bırakmaktır. Uygulanan yönteme bağlı olarak üreme yeteneğinin geri dönmesi 0-3 ay kadar sürebilir.

Gebe kalmak için en uygunnem 28 günde bir adet gören kadında kanamanın başlangıcından itibaren 12-15. günlerdir.

Gebe kalma şansını arttırmak için düzenli bir cinsel yaşam ve haftada en az 3 ilişki faydalı olur. Bu şekildeki çiftlerin %75′i 6 ay içinde gebelik elde eder.

Çiftlerin %15 inde 1 yılın sonunda gebelik olmaz. Bu çiftlerin infertilite araştırılması açısından hekime müracaatı gerekir. Gebe kalan kadınlarda ilk hedef gebelik öncesi takip ve bakımdır . Bu aşamadan sonra ise doğum öncesi takipler başlar.

Özetle, “Prenatal takip” adıyla anılan bu bakımın ana hedefleri:

1)Anne ve fetusun sağlık durumunun tanımlanması

2)Gebelik yaşının saptanması ve fetal gelişimin izlenmesi

3)Komplikasyon riskindeki hastaların tanımlanması ve riskin mümkün olduğunca azaltılması

4)Gebelik problemlerinin önceden tahmin edilip önlenmesi

5)Hastanın eğitilmesidir.

Bu amaçların gerçekleşmesi bir takım, planlı,efektif,sağlık hizmeti ile mümkündür.


Hamilelikle İlgili İnanışlar

Hamile kadının erkek ya da kız doğuracağına ilişkin benzetme ve yakıştırmalar hamile kadının vücudunda oluşan değişimleriözellikle karın bölgesinin aldığı biçimlerin kalıp benzetmelerini içermektedir.Bu benzetmeler, pratikte ve tahminlerde kadın ve erkek cinsliğini simgeleyen biçimsel benzetmelerdir. Bu türden yakıştırmalarTürkiye genelinde birbirlerini çeşitleyen, tamamlayan, ama temelde aynı görüşü ve yorumu içeren çok sayıda örnekdenoluşmaktadır.Örneğin hamilenin karnı yuvarlak olursa kız, karnı sivri olursa erkek çocuk doğurur şeklindeki inanç en yaygıninançlardandır. Kadının hamileliği sırasında baktığı, yediği, içtiği ve yaptıklarıyla doğacak bebek arasında kurulacağına inanılan gizemli bağ sonucubirtakım halk inanışları doğmuştur. Özellikle bebeğin anne karnında ilk kıpırdadığı an çok önemlidir. Bu sırada anne kime bakarsa doğuracağı bebeğin ona benzeyeceği inancı oldukça yaygındır. Böylece, annenin hamilelik döneminde bebeğinin güzel, çirkin gibibiçimsel olanla iyi huylu, inatçı gibi kişiliği ilgilendiren özellikleri kazanmasında aracı rolü olduğuna inanılmaktadır. Aynı durumhamile annenin yedikleriyle de ilişkilendirilmektedir.Aşerme sırasında kadını en çok etkileyen halk inanışı, kadının yediği içtiği ileilgili olanlardır. Özellikle doğacak çocuğun cinsiyetini belirleyeceğine inanılan yiyecekler ekşi ve tatlı olmak üzere iki gruba ayrılır.Ekşili, acılı yiyecekler kız olmasına neden olur inancı çok yaygındır. Erkek çocuğunun tatlı yiyeceklerle eş tutulması ise “ye tatlıyıdoğur atlıyı” sözünde vurgulandığı gibi toplumda erkek çocuğa verilen önemi ortaya çıkarmaktadır. Öte yandan bu inanışa ters düşenyaygın bir inanış da ekşi tatlı ayrımı yapmadan hamilenin canının çektiğini yemesidir. Bu durum, bu dönemde canının çektiğiniyemeyen ya da yiyemeyen kadının bunun zararını çocuğuna çektireceği inanışıdır.


Eski İstanbulda Bir Saray Doğumu

Osmanlı İmparatorluğu’nda doğum sarayın ve padişahın heybetine uygun bir şekilde haftalar, aylar süren bir şenlik havasında gayet eğlenceliyaşanmaktaydı. Sadece saray erkanının değil mümkün olduğunca bütün ahalinin doğum olayına bakışı incelendiğinde bu heyecan ve uzun süreli tatlı uğraşıyı görmekmümkündür. Ülkede ebeleri hizmet ettikleri kesime göre üçe ayırabiliriz.

Saray-ı Hümayun ebesi ( Saraylı hanımlara ), Kibar ebesi ( Konaklı hanımlara ) ve Ahad-ı Nas ebesi ( Halktan hanımlara ).

Eğer ebe saray tarafından seçilmişse ebeye, seçildiğinin nişanesi olarak, düz renk bir elbise gönderilirdi. Ebe muayyen zamanlarda konağa gelerek muayeneleryapar, tahmini doğum tarihini saptar, doğuma yakın bir pazartesi günü konağa gelir, babaannenin hazırladığı, içinde zıbın, omuz bezi, etek bezi, ayak bezi, çember,gömlek, kundak, yarım top şal, yeşil duvak bulunan kundak takımını hazır ederdi. Ayrıca delikli mavi boncuk (kafada yedi delik bulunur), bir ufak mazı, şap veyirmilik altından oluşan nazarlığı da kırmızı bir tüle sararak hazırlardı. Yeşil duvağa bir dilim ekmek ve bir parça şeker sarılarak doğum yapılacak odanın kıble tarafınaasılırdı. Doğum başlayınca, çağrılan ebe bir çuha torbaya doğum iskemlesini, bir başka çuha torbaya da diğer gereçlerini koyarak yardımcılarla konağa yollar, kendiside sedef kakmalı asasını alarak yola çıkardı. Zaptiyeler bu asayı tanır, geceleri fener ile yolları aydınlatarak ebeyi çabuk ve emin bir şekilde konağa getirirlerdi.İskemleyi bakire veya dul bir hanım besmele ile alır, odada kıblenin karşısına gelecek şekilde koyardı ve hamile kişinin kocası, eşinin sesini duymayacağı bir yeregiderdi. Doğum yaklaşınca hamile, iskemleye oturtulur, başına da ebenin kendisinin diktiği kutlu bir yatır ( Eyüp Sultan, Baba Cafer, Zuhurat Baba v.b.) türbesinebırakıldıktan sonra alınan bir takke konurdu. Ebe, yine kendisinin getirdiği ve uğurlu olduğuna inanılan iki kiremit parçasını hamile kişinin ayakları altına koyar vesıkıca basmasını sağlardı. Hamile kişinin önüne oturan ebe, dizlerine beyaz bir peştamal ve dört kat, yumuşak tülbent koyardı ve doğan çocuğun göbek kordonu dörtparmak boyunda kesilerek bebek tülbende sarılır, göbek adı konulurdu. Plasenta çıktıktan sonra loğusanın bacakları çaprazlanarak yatırılır, buna “çaryekleme”denirdi. Bebek asfiktik doğmuşsa, kordon kesilmez, plasentanın çıkması beklenir, çıkan ve henüz bebeğe bağlı olan plasenta, bir mangal ateşi üzerine konurdu.Böylece, plasentadaki canın bebeğe geçeceğine inanılırdı.

Doğumdan sonra loğusa ter yatağına yatırılır, sıkıca örtülerek iyice terletilirdi. Bebek ılık su ve sabunla yıkanır, boynu, kulakları, ağız içi, koltuk altları vebacaklarının arası tuzlanır, kordon, badem yağı ile yağlanıp bir tülbende sarılırdı. Bakire bir kız tarafından, Hint tülbendinden dikilmiş ve okunmuş bir gömlek giydirilenbebek kundaklanır, kundağın arasına da , havaleden korumak için muska konurdu. Tuzladıktan sonra bebek, tokgözlü olması için sofra altı örtüsüne sarılırdı. Hamilekişinin önceki çocukları yaşamamışsa, bebeğe, çocuklu kırk evden toplanmış bez parçalarından bir gömlek giydirilir ve bebeğin yaşayacağına inanılırdı. Plasenta iseebe tarafından parçalanır, toprak bir çömleğe konur, bahçenin uygun bir yerine gömülürdü. Ayrıca, plasentanın gömüldüğü yer ile bebeğin ileride ne iş yapacağıarasında bir ilişkinin de varlığına inanılırdı. Örneğin ; cami avlusuna gömülürse din alimi, medrese avlusuna gömülürse müderris(öğretmen) olacağı inancı gibi

Terlemiş loğusanın çamaşırları değiştirilir, karnı, iki kişi tarafından uzun bir bezle sıkıca sarılır, bir bakire kız, loğusanın memelerini yıkar, bir yarım soğanımemelere sürerdi. Bu soğan şişe geçirilir, bir baş sarımsak ve mavi bir boncuk, bir tülbende sarılıp loğusanın ayak ucuna gelen duvara asılırdı. Başucuna da bir Kuranasılırdı; ebe Kuran’ı açar, parmağını önce Kuran’a sonra da bebeğin dudağına değdirerek kulağına üç kez ezan okur ve bebek emzirilirdi. Mekonium çıktığı zamanbir tülbende sarılıp “ al cadısı”nın çocuğa zarar vermemesi için beşiğin altına konur, babaya ve diğer büyüklere müjde verilir, onlar da bebeği görür ve hayır duaederlerdi. Ebeye de uygun bahşiş ve hediyeler verilirdi. Bebeğin ismi adet üzere doğumdan üç gün sonra verilirdi. Büyükbaba, yoksa baba bebeği kucağına alır,

Allah’a şükreder ve Salat-ı Selam okurdu, sonra bebeğin sağ kulağına ezan okur, koyacağı ismi üç kez tekrarlar ve üç kez kelime-ı şahadet getirirdi, sol kulağınakamet getirir aynı işlemi tekrar ederdi ve loğusaya kıymetli bir mücevher takılırdı. İsimden üç gün sonra ebe gelir, öğleezanından önce bebeği yıkar, yatıya kalırdı. Ertesi, yani 7.gün, loğusanın yerdeki ter yatağını ayakucundan dürerek kaldırır, önce sağ ayağını attırarak loğusayı başka süslü bir yatağa yatırırdı. Çocuk tekraryıkanır, düşmüş olan göbeğin yerine ufak bir tülbent torbada bulunan kimyon bağlanır, bu torba her gün değiştirilerek yedi gün konurdu.


Doğum Sancıları

Hemen her kadın çocuğunun doğumunu dört gözle bekler, ama pek azı doğum sancısı çekmeye heveslidir. Özellikle yaşamında önemli biracı çekmemiş olanlar için bilinmeyen bu durumdan duyulan korku çok gerçek ve çok da normaldir. Ne yazık ki bu korku sıklıkla anneler, teyzeler ve arkadaşların anlattıkları dehşet öyküleriyle iyice beslenir. Sancıdan korkmak anlamsızdır, yaşayacağınız sancı beklediğinizden çok daha kötü veya çok daha hafif olabilir. Ancak sancıya hazırlıklı olma konusunda çok şey söylenebilir. Doğumun coşku verensiz bir deneyim olacağı beklentisinde ki kadınlar sonuçta sancı ile karşılaştıklarında düş kırıklığı yaşarlar. Sancı onlar için beklenmedik bir şey olduğu için de bununla başa çıkmakta zorlanırlar. Genelde, hem sancıdan en çok korkan kadınlar, hem de sancılanmayacağını sananlar daha güç bir doğum yaşarlar. Hem zihninizi hem de bedeninizi doğum olayına hazırlarsanız, bu gerginliğinizi azaltabilir ve doğum zamanı geldiğinde de sancıya daha rahat bir biçimde katlanabilirsiniz.

Bu konuda size bazı önerilerimiz var:
Eğitim alın:Eski kuşak kadınların doğumu katlanılmaz bulmalarının bir nedeni de bedenlerinde neler olup bittiğinden habersiz olmalarıydı. Mümkünse eşinizle birlikte doğuma hazırlık kurslarına gidin yada mümkün olduğunca çok şey okuyun.

Harakete geçin:Uygun bedensel antremanları yapmadan bir maratona girmeyi aklınızdan geçirmezsiniz. Doğuma da antremansız girmemelisiniz. Doktorunuzun yada eğitimcinizin önerdiği soluk alıp verme ve rahatlama egzersizlerini dikkatle uygulamalısınız, bunlar doğum sırasında çok işinize yarayacaklar.

Sancıya doğru açıdan bakın:Doğum sancısı ne kadar şiddetli olursa olsun, bu konuda en az iki şey söylenebilir. İlki bir zaman sınırı vardır. O sırada buna inanmasanız bile sonsuza kadar doğum odasında kalmayacaksınız. İlk çocukta doğum süresi ortalama 12-14 saattir ve bu saatlerin yalnızca birkaçı çok rahatsız geçecektir. İkincisi, kesin olarak olumlu bir amaca hizmet eden bir sancıdır. Kasılmalar ve sancılar giderek rahim ağzını inceltir ve açar, her kasılma bebeğinizin doğumunu yakınlaştırır. Olaya bu açıdan bakmaya kendinizi alıştırın.

Tek başınıza olmayın:Doğum sırasında eşinizin elini tutmak istemiyorsanız bile, onun yada bir arkadaşınızın terinizi silmesi, kasılmalar sırasında antrenörlük yapması ve yakınlarınızda olması sizi rahatlatacaktır.

SANCI ÜZERİNE BİR GERÇEK
Doğuma başlamak için rahim kasıldığında, sancılar da başlar. Hatta düzenlilikleriyle birlikte kasılmaların sancılı özelliği doğumun başladığının işaretidir. Sancılar üzerine bilinmesi gereken iki önemli nokta vardır.
Birinci nokta:Doğum sancısı vardır ancak bu son derece değişken bir ağrıdır. Bazı kadınlar çok acı çekerken, bazıları hiç acı çekmeden ve ağrıkesiciye gereksinim duymadan çocuklarını dünyaya getirirler. Bu iki uç arasında dayanılır düzeyde acı çeken kadınlar vardır. Dolayısıyla sancı değişkendir. Daha az yada daha çok sinirli, yorgun ve hassas olmasına göre kadınlar kasılmaların neden olduğu sancıyı daha az yada daha çok hissedebilirler. Sancının kadınlar için bu değişkenliği bazı unsurlar ile açıklanabilir. Bazı ailelerde hava dingindir, doğumdan doğallıkla geçecek bir olay gibi sözedilir. Sonuçta bu ailelerde kadınlar doğuma daha gevşek girerler. Bu birçok kadın doğumcunun ve ebenin yaptığı bir tespittir. Bazı aileler ise olayı o kadar olağan dışı bir şeymiş gibi algılar ve büyütürler ki kadın doğuma son derece gergin ve stresli girer. Doğal olarak da en çok acıyı bu kadınlar çekerler. Bu sancı ister çok şiddetli ister dayanılır olsun, bunu nasıl azaltmalı hatta ortadan kaldırmalı? Bu soruya iki yanıt verilebilir. Birincisi ilaçlar yolu ile olan ağrı kesici tedavidir. İkinci yol ise doğuma acı çekmemek için hazırlanmaktan ibarettir.

Neden bazı kadınlar hiç acı çekmeden doğum olayını gerçekleştirirler? En az acı çeken kadınlar en gevşek olan kadınlardır. Eğer kadın gevşekse bu da korkmamasındandır. Kadın acı çeker çünkü korkuyordur, korkar çünkü doğumun acı veren bir sınav olduğunu hep duymuştur, yine cahil olduğu için korkar; dokuz ay boyunca bebeğin içinde nasıl yaşadığını hiç bilmez, nihayet ne kadar çok korkarsa o kadar sinirli olur. Korku kaslarda bir gerilim yaratır. Çocuğun doğması için gevşek olması gereken kaslar gerilmiştir. Bu da sancıya neden olur, çünkü rahim çocuğu dışarı itmekte zorlanıyordur. Sancıyı yenmek için, korkuyu yenmek gerek. Bu nasıl olacak? Kadına içinde olup bitenleri anlatarak, bebek nasıl yaşıyor, nasıl doğacak açıklayarak. Kadına kaslarını, sinirlerini ve ruhunu gevşetmeyi öğreterek. Kadını doğuma hazırlayacak nefes ve vücut alıştırmalarını öğreterek.

Birçok doktorun katıldığı bir düşünce de şudur:Kadın acı çekiyor çünkü öncelikle konuşma diliyle sancıya koşullandırılıyor. Genelde “ilk kasılmaları hissettiğinizde” denmiyor, “ilk sancıları hissettiğinizde” deniyor. Böylece şu iki sözcük arasında bir ortaklık oluşturuluyor: Kasılma ve sancı. Sancısız doğum tüm bu gerçeklerden yola çıkarak bulunan, kadınlara doğuma hazırlanabileceklerini anlatan, doğumun havasını değiştiren, doğumu yönetmenin öğrenilebileceğini gösteren, vücuda yararlı refleksler kazandırarak, oyuna katılacak kas ve sinirleri eğiten bir devrimdir. Bu başlangıçta sancısız doğum diye adlandırılırken, bugün adı doğuma hazırlanmadır. Ve artık birçok doktor bunu önermektedir.


Doğum Yaklaşıyor

Televizyonda herşey öyle basit görünür ki! Sabah saatlerinde hamile kadın uyanır,elini karnının üzerine koyar, uyuyan kocasını sakince uyandırır ve “vakit geldi tatlım”der. Merak ederiz, bu kadın vaktin geldiğini nereden bilmiştir? Daha önce hiç doğurmadığı halde doğumun başladığını nasıl böyle sukunet ve güvenle anlayabilir? Aslında gerçek hayatta tam bir belirsizlikle uyanırız. Bunlar gerçek doğum sancıları mıdır, yoksa yine yalancı Braxton Hicks kasılmaları mı? Kocamı uyandırmalı mıyım? Gecenin yarısında doktoru arayıp yalancı doğum olabilecek bu durumu bildirmeli miyim? Ya hastaneye gitmekte geç kalırsam? Kafanızdaki sorular ağrı ve kasılmalardan daha hızlı çoğalır. Gerçek şu ki doğumun başladığını anlamamaktan endişelenen kadınların çoğu sonuçta bunu anlarlar. İçgüdü, şans yada kuşkuya yer bırakmayacak kadar şiddetli kasılmalar sayesinde büyük çoğunluk hastaneye ne erken nede geç tam zamanında gider. Yinede bu işi şansa bırakmanıza gerek yok. Önceden doğum öncesi belirtileri, yalancı ve gerçek doğum belirtilerini öğrenmeniz şaşkınlığınızı ve endişelerinizi giderecektir. Doğumu tam olarak neyin tetiklediğini kimse bilmiyor. Vücudun ürettiği bir grup doğal maddenin (prostaglandinler) bu süreçte çok önemli olduğuna inanılıyor. Hamilelik sırasında rahim tarafından üretilen prostaglandinlerin normal doğum sırasında iyice arttığı biliniyor. Bu maddeler rahimde ki kasları harekete geçiriyorlar ve hipofiz bezinden Oksitosin salınmasını tetikliyorlar.Her ikisi de doğumun başlamasında önemli etmenler. Aspirin gibi prostaglandin etkisini engelleyen ilaçlar doğumu geciktirebilirler. Büyük olasılıkla doğumu başlatan bebek, plasenta ve annenin bir ortaklığıdır.
DOĞUM HABERCİLERİ
Doğum öncesi bedensel değişiklikler bir saat öncesinde ortaya çıkabildiği gibi bir ay öncedende çıkabilir. Doğum öncesinin özelliği olan rahim ağzında incelme ve genişleme olmasıdır ancak bunu yalnız doktorunuz farkedebilir. Sizin farkedebileceğiniz çeşitli değişikliklerde vardır.

İnme ve yerleşme: İlk kez anne olacak kadınlarda genellikle doğum başlamadan önceki iki ila dört hafta içinde bebek leğen kemiğine inmeye başlar. Ama sonraki doğumlarda bu belirti farkedilmeyebilir. Leğen kemiği bölgesi ve makatta artan basınç hissi: Bebeğin aşağı inmesi ile binen yük bu etkyi oluşturur.

Kilo kaybı veya kilo alımının durması: Dokuzuncu ayda kilo alımı genelde yavaşlar, hatta doğum yaklaştıkça bazı kadınlar bir iki kilo zayıflarlar.

Enerji düzeyinde değişiklik: Dokuzuncu aydaki kadınlar kendilerini gitgide daha yorgun hissederler. Bazıları ise tam tersi enerji fazlalığı yaşarlar.

Sümüksü tıkacın kaybolması: Rahim ağzı incelmeye ve açılmaya başladıkça rahim çıkışını tıkayan sümüksü tıkaç yerinden oynar. Bu madde ilk gerçek kasılmalardan bir veya iki hafta önce yada doğum başlar başlamaz vajinadan atılır.

Pembe veya kanlı nişan: Rahim ağzı genişleyip inceldikçe sıklıkla burdaki kılcal damarlar çatlar ve akıntıyı pembe hale getirirler. Bu nişan genellikle doğumun 24 saat içinde başlayacağı anlamına gelir. Ama nişan gelmesi doğumdan iki üç gün öncede görülebilir. Bu nedenle hastaneye gitmeden önce düzenli ağrıların başlamasını yada suların gelmesini beklemelisiniz.

Braxton Hicks kasılmalarının şiddetlenmesi: Hamileliğinizin 20.haftasından sonra başlayan ve doğum provası niteliğindeki bu kasılmalar bebeği itecek olan gerçek kasılmalar için rahmin kaslarını gererek hazırlanmasıdır. Bu kasılmalar genellikle sancısız kasılmalar şeklindedir ve 30 saniye ile 2 dakika arasında değişir süreleri. Dokuzuncu ayda hamileliğinizin sonlarına doğru Braxton Hicks kasılmaları sıklaşır ve şiddetlenir. Bazen sancılı da olabilir ve bunları gerçek doğum kasılmalarından ayırmak güçleşir.

İshal: Bazı kadınlar doğum başalamadan hemen önce ishal olabilirler.

YALANCI DOĞUM BELİRTİLERİ

Eğer aşağıdakiler varsa olasılıkla gerçek doğum henüz başlamamıştır.
Kasılmalar düzenli değilse ve sıklığı ile şiddeti artmıyorsa
• Ağrı sırt yerine karnın aşağısında hissediliyorsa
• Yürümekle ve duruşunuzu değiştirmekle kasılmalar geçiyorsa
• Eğer nişan geldiyse; rengi kahverengi ise (parlak kırmızı kan geliyorsa hemen doktorunuzu arayabilirsiniz). Kahverengi nişan genellikle cinsel ilişki veya vajinal muayene sonrası 48 saat içinde görülen bir şeydir.
Kasılmalarla bebeğin hareketleri kısa süreli olarak artıyorsa

GERÇEK DOĞUM BELİRTİLERİ

Doğum öncesi kasılmalar daha güçlü ve daha sık hale gelmişse bunun gerçek doğum olup olmadığı akla gelir. Şunlar varsa büyük ihtimalle gerçek doğumdur:
Kasılmalar hareket ettiğinizde artıyorsa ve duruş değiştirmenize rağmen azalmıyorsa
• Sancı sırtta başlayıp karna yayılıyorsa (ayrıca bacaklarada yayılabilir). Ayrıca düzenli aralarla geliyor ve dinlenmekle geçmiyorsa. Sancılarınızın kaç dakikada bir geldiğine bakın, çok sık gelmedikçe (beş dakikada bir yada daha sık)telaşlanmanıza gerek yoktur.
Kasılmalar giderek daha sık ve sancılı hale gelir ve genellikle (herzaman değil) düzenlidirler. Doğum ilerledikçe şiddetleride artar.
Pembe veya kanlı nişan gelmesi
• Su kesesinin yırtılması. Bebeğin çevresini saran ve amniyon sıvısını içeren kese doğumdan önce birdenbire yırtılıp içerdeki suyun bir kısmı boşalabilir. Bebeğin başı doğum yoluna girmişse, yol kapandığı için gelen su miktarı çok olmaz. Su geldiğinde sancılar başlamamış bile olsa hastaneye gitmelisiniz çünkü bebeğe hastalık etkenlerinin bulaşma olasılığı vardır.